SON DAKİKA
Hava Durumu

“BİRAZ DA BOŞ YAPALIM!”

Yazının Giriş Tarihi: 25.09.2021 00:04

“Bütün insanlar doğal olarak bilmek ister.” Hepimizin aşina olduğu ünlü filozof Aristoteles’in “Metafizik” kitabı bu cümleyle başlar. Aristoteles hiç de haksız görünmüyor. Gözümüzü açtığımız andan itibaren belki de hiç durmadan yaptığımız tek eylem düşünmektir. İnsan zihni tek bir an durmaz; kendi kendine sorular sorar, cevaplar arar, hatta bulduğu cevapları kendine açıklarken yepyeni sorgulara kapı açar. İnsanın kendisini, içinde bulunduğu çevreyi, hayatını sorgulaması engellenemez bir durumdur.

Hal böyleyken düşünmekten, zihnimizi yormaktan neden korkarcasına çekiniyoruz? Bir hayat görüşü oluşturmayı bir kenara bırakalım, bir konu hakkında fikir yürütmekten bile kaçınır duruma geldik. Adeta kalıp yargılarımızın kölesi olduk. Şayet düşünmeye başlarsak doğru bildiğimiz yargılarımız değişecek ve konfor alanımızdan çıkacağız. Hissizce tutunduğumuz karanlık gerçeklikler yok olup gidecek, kendimizi şekillendirmek ve değiştirmek zorunda kalacağız. Değişmekten korktuğumuz için düşünmüyoruz, düşünmekten dört nala kaçıyoruz. Çünkü insanı en çok zorlayan şeydir değişim. Max Horkheimer, bir eserinde “Felsefeye inanmak, insanın düşünme yetisinin korku yüzünden körelmesine karşı çıkmak demektir." der.

Uzaktan sesinizi duyar gibiyim: “FELSEFE YAPMA!”

Hayır efendim, yapalım!

Farkında mısınız bilmem ama gün içinde zaten sürekli yapıyoruz, yapmaya devam edelim.

Felsefe terimi genelimizin hayatına lise öğrenimiyle birlikte girdi. Yine genelimiz lise yıllarında “Felsefe” ismini taşıyan bu derse anlam veremedik, bünyemize sevdiremedik. Belki öğretmeninden, belki ezberlenmesi gereken yığınla yabancı kelimesinden, belki de laf oyunları yapan kurnaz filozoflardan… Oysa atladığımız bir nokta var. Felsefe yalnızca okullarda okutulan öylesine bir ders değildir. Felsefe başlı başına insanın kendini ve hayatını anlama çabasıdır, insan merakının tatminin ilk durağıdır.

Şimdi paylaşacağım düşünce ne kadar doğru olur bilmem ama belki de felsefeye bu denli karşıtlığın sebebi inanç sistemimizdir. Daha doğrusu var olan halinden farklı kurguladığımız inanç sistemimiz…

Bir disiplin olarak felsefenin varlığı, bizlere Antik Yunan’dan armağan. Kâinatta var olan ve kâinatta vuku bulan her şeyi Tanrılar aracılığıyla açıklayan Antik Yunan toplumu artık bu açıklamaların işe yaramaz olduğu kanısına varıyor. Bu vakitten sonra dini bir kenara koyup her şeyi akla dayanarak açıklama gayretine giriyor; din geri plana itilerek akıl ve mantık yüceltiliyor.

Felsefenin böylesine önemli bir hale gelişinden sekiz yüz yıl kadar sonra Hristiyanlığın ortaya çıkışıyla felsefe tahtından oluyor. Felsefenin itibarı sarsılıyor sarsılmasına ama Hristiyanlığın öğretilerine temel sağlamak, Hristiyanlığı açıklamak, kabul ettirmek ve yaymak için her defasında felsefenin kapısı çalınıyor. Herkes payına düşeni aldıktan sonra felsefe yine aşağılanıyor.

Batı coğrafyası karanlık dönemini yaşarken aynı dönemde İslam coğrafyası altın çağını yaşıyordu. İslam’ın doğuşuyla birlikte Müslümanlar ilim irfanın, kitapların yaygın olduğu en önemli düşünce merkezlerini egemenlik altına aldılar. Tarihteki düşünce birikimlerinden aldıkları terimlerle İslamiyet’i açıklama çabasına girdiler. Bunun yanında İslam dini, imana ters düşülmediği sürece özgür düşünceye de olanak sağlıyordu.

İslam’ın altın çağını yaşadığı Emeviler ve Abbasiler döneminde, sosyal ve politik yaşamda karşılaşılan sorunların yalnızca Kur’an ve hadislerle çözülemeyeceği kavrandı. Antik Yunan’ın yönetim sistemi incelendi. Bunun için dönem hükümdarları Antik Yunan’dan kalan eserlerin Arapça’ya çevrilmesi için çeşitli çeviri merkezleri kurdurdu. Bu dönemde yaşayan İslam düşünürleri Allah’ın varlığını kanıtlama işine girişti, insan ve Allah’ın iradesinin birbiri karşısındaki durumunu, ölümden sonrasının ne olacağını ve ruhun ölümsüzlüğünü akla ve mantığa dayalı bir biçimde tartıştı.

Verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere çıkış noktasından itibaren din ile felsefe çatışmamıştır. Onları bambaşka ve karşıt alanlar gibi gösterenler dine ya da felsefeye bilinçsizce art niyetle yaklaşanlardır. Batının Averroes olarak tanıdığı, tıp kitabının belli bir süre üniversitelerde okutulduğu İbn Rüşd felsefe ve dinin birbiri üzerindeki tesirini oldukça güzel bir biçimde anlatmıştır. Ona göre felsefe din tarafından emredilmiştir. Dinde söylenen her şey akılla, dolayısıyla felsefeyle ispatlanabilir. Felsefenin görevi dinin öngördüğü şekilde varlıkları araştırıp Allah’ın varlığına nasıl delalet ettiğini göstermektir. Din felsefeden korkmaktansa ondan yararlanmalıdır. İbn Rüşd şu önemli sözüyle din ve felsefe uzlaşımına katkı yapar: “Felsefe, dinin dostu ve aynı memeden süt emmiş kardeşidir.”

Öyle görünüyor ki hayatımızda neye karşı çıkıyorsak, neyi yadırgayıp öteki haline getiriyorsak bilinçsizliğimizden ve konu hakkında bilgi sahibi olmadan fikir yürütmeye çalışıyor olmamızdan kaynaklanıyor.

Sözün özü dostlar, “felsefe yapmak” lazım, adı “boş yapmak” ise en çok da boş yapmak lazım. Geçmişin karanlığı nasıl ki bugünün aydınlığı oldu, bugünün karanlığını da yarının aydınlığına erdirmek gerek. İlerlemek istiyorsak düşünmek ve üretmek durumundayız. Bunun için de önce ucu bucağı olmayan sorular sormak sonrasında doğrusuna, yanlışına bakmadan her kelimesi yeni bir yola kapı açan cevaplar vermek gerek. Kısacası felsefe yapmak gerek.

Size göre felsefe boş yapmaksa benden uzak durun efendiler. Boş yapmak benim işim!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Haberin Doğrusu En Güncel Haber

 

Haberin Doğrusu, Bursa haber, Bursa son dakika, Doğru haber, Son dakika, Bursa iş dünyası, Bursaspor, Bursa hava durumu, Bursa nöbetçi eczaneler, Bursa ekonomi haberi, Bursa kapalıçarşı, Bursa trafik durumu

 

 

 

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.