SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Doksana Takmak

Yazının Giriş Tarihi: 16.02.2022 00:21
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.02.2022 12:21

Sahi bir kesimin z kuşağına aptal muamelesi yaparak anlattığı doksanlar gerçekte nasıldı?

Herkesin doksanı kendine.

İzninizle ben de kendi doksanlarımı anlatayım.

Sosyal medyada yaşadıklarını anlattıkları doksanlarda ben niye başka bir evrende yaşamışım?

2 Temmuz 1993, tıp fakültesi son sınıf öğrencisiyim.

O gece çocuk acil servisinde ilk nöbetimi tutacağım.

Sabahın geç saatlerinde poliklinik yaparken yeni açılmış olan Sabancı Kültür Merkezinde Pir Sultan Abdal’ı anma törenlerinde olaylar çıktığına dair haberler gelmeye başladı.

Bir kişinin öldüğü ve yaralıların olduğu söyleniyordu.

Aziz Nesin protesto edilirken kavga çıkmıştı.

Aziz Nesin’in Pir Sultan Abdal anma törenlerine katılması günlerdir protesto ediliyordu aslında.

Unutanlar için kısa bir hatırlatma Aziz Nesin o dönemde Salman Rüşdi’nin Kur’an-ı Kerim’e iftira niteliğinde kaleme aldığı Şeytan Ayetleri isimli kitabı bölümler halinde gazetesinde yayınlamıştı.

İşin ilginç yanı Salman Rüşdi de Aziz Nesin’den şikayetçiydi.

Kitabını izinsiz ve telifsiz yayınladığı için hukuki süreç iddiaları da vardı.

Neyse konuyu dağıtmayayım Sivas’ta yerel medya olayı köpürtüyor adeta insanların sinir uçlarıyla oynanıyordu.

Bir ateistin Pir Sultan Abdal’ı anma töreninde ne işi vardı onu anlamakta hala zorlanıyorum.

Aziz Nesin protestolar beni korkutamaz mealinde mesajlar verdi ve Sivas’a geldi.

Önce Sabancı Kültür Merkezinde başlayan arbede maalesef 2 Temmuz akşamı Madımak otelinin yanması içerdeki insanların ölmesiyle devam etti.

Yani göz göre göre gelmişti her şey.

Öğleden akşama tedbir alınmamış 33 insan hayatını kaybetmişti.

Yanarak ölmüştü demiyorum çünkü hala o geceki ölü muayene raporları ve fotoğrafları kayıp ve şaibeli.

İçeriden sağ çıkanlardan birinin tabancası ve bazı cesetlerdeki kurşunlanma bulguları hiç gün yüzüne çıkmadı.

Yıl 1993’tü.                                                             

Üniversite hastanemize, “bir bilgisayarlı tomografi cihazı alınsın mı alınmasın mı?” tartışması yapıyordu üniversitemizin hocaları.

Motosiklet kazası geçiren bir gencin yakını ‘’tomografi çekilmesi lazım, kanama ihtimali olabilir sevk etmemiz gerekiyor’’ sözünden sonra başıma tabanca dayamıştı.

Üstelik ben yalnızca ameliyathanedeki hocanın bana emretmiş olduğu bilgiyi nakletmiştim.

1 Temmuz 1994’te mezun oldum.

Mecburi hizmet kurasında Muş geldi.

Bölgeye haftada 2 gün uçakla yolculuk imkanı vardı.

Uçakta yer bulabilirseniz.

Karayolu ile yolculuk ise oldukça tehlikeliydi.

PKK saldırabilir öldürürse iyi ama sizi kaçırırsa ölmekten bin kat beter.

Devlet memurları o yüzden devlet memuru olduğunu özellikle gizlerdi.

Tembihleniyorduk sakın söylemeyin diye.

İlk olarak Malatya ve Muş arasını 8 saatte tamamladık.

Tam 8 kez durdurulduk arandık.

Tam 8 kez tüm bavulları boşaltıp yeniden doldurdum.

Tam 8 kez Farmakoloji kitabımın ilaçlarla ilgili olduğunu anlattım.

Muş’a ulaştığımda herhangi bir sivil konutta ikamet edemeyeceğimi de öğrendim.

Ya hastane lojmanı (hepsi doluydu) ya da Sağlık müdürlüğüne ait misafirhanede kalabilirdim.

Kaldım da tam 2 yıl boyunca ortak tuvalet ve banyo kullandığımız bir katta yaklaşık 20 kişilik bir grupla kaldım.

Öğretmenevi yemekhanesine yemek yemek için gittim.

Yemek vaktini beklerken oturduğum kanepeden görevli tarafından kaldırıldım.

‘’Hocam orası tehlikeli geçenlerde tarandı dedi’’ Sıçrayarak kalktım 100 den fazla mermi deliği varmış farkında olmamışım.

Zaten ben göreve başlamadan kısa bir süre önce uzaktan kuzenim Ahmet şehit olmuştu.

Yalnızca yüzünün bir kısmı sağlamdı cenazesinde.

Mecburi hizmet sürem dolduğu halde tayin talebim geri çevrildi.

Sağlık Bakanlığına elden dilekçe vermeye gittiğimde oradaki görevlinin bana eliyle para sayma işareti yaparken “eş durumu değilse zor” demesi hala hatırımda.

Doksanlara övgüler düzen düzenbazlara sesleniyorum; “Ya hırsız ya ahlaksızsınız ya da ikisi birden”