Elif SÖZER
Mekân, yalnızca içinde bulunduğumuz bir boşluk değildir.
Bedenimizin yöneldiği, zihnimizin anlamlandırdığı, belleğimizin iz bıraktığı yaşayan bir deneyim alanıdır.
Bir yere yaklaşır, bir yerden uzaklaşırız. Bir köşede kendimizi daha güvende hisseder, başka bir yerde huzursuz oluruz. Bazen bir pencereye doğru yönelir, bazen farkında bile olmadan bulunduğumuz ortamdan çıkmak isteriz. Işık, ses, ölçek, renk, yüzey, sınırlar, görüş alanı ve hareket imkânları; bütün bunlar mekânla kurduğumuz ilişkinin sessiz parçalarıdır.
Üstelik bu ilişki yalnızca bilinçli tercihlerimizle kurulmaz. Bedenimiz çevreyi sürekli yoklar; beyin gelen bilgileri geçmiş deneyimlerimiz, beklentilerimiz ve içinde bulunduğumuz bağlamla birlikte değerlendirir. Zihin ise bütün bunlara anlam verir. Bu nedenle aynı mekân, iki insan için hiçbir zaman bütünüyle aynı deneyim değildir.
Belki de mimarlığın en önemli sorularından biri tam burada başlıyor:
Biz mekânı mı biçimlendiriyoruz, yoksa biçimlendirdiğimiz mekân bir süre sonra bizim deneyimimizi de mi biçimlendiriyor?
Benim için mimarlık, yalnızca duvarların, yüzeylerin ve hacimlerin düzenlenmesi değildir. Asıl mesele; beden, beyin, zihin, davranış ve mekân arasında kurulan bu görünmez ilişkiyi anlamaya çalışmaktır.
Çünkü insan mekânı yalnızca kullanmaz.
Onu algılar, onun içinde hareket eder, ona anlam yükler, onunla hatırlar ve zamanla onun içinde kendine bir yer edinir.
Belki de bu yüzden her tasarım, aynı zamanda insan deneyimine verilmiş sessiz bir cevaptır.