Elif SÖZER
"Neden bu kadar öfkeleniyorum kitapların dekorasyon unsuru gibi kullanıldığı fotoğraflara?" diye soruyorum kendime. Kitaba hakaret gibi geliyor bana. Belki de bir zamanlar her biri "arkadaşım" dediğim kitaplarım bir çuvala konulup yakıldığı için.
Tek haneli yaşlarımdan bu yana yazdığım makalelerim, şiirlerimin ve çizdiğim karikatürlerimin yayımlandığı dergiler de yakılmıştı. Onlar benim zihnimden dökülen desenlerle ilmek ilmek işlediğim çeyizlerimdi. Yazmak-çizmek benim sevdamdı ve bir anda hepsi kül olmuştu. Veda bile edememiştim o sevdamın küllerine.
Yakıldıklarını duyduğum anda bütün hücrelerimden yükselmişti koca bir "ahhhh!" Ama kimse duymadı; gözlerimden bir damla yaş akmadı, dudağım büzülmedi. Sadece sustum ve hiçbir şey olmamış gibi yaptığım işe devam ettim. Korktuğumdan mı? Çok korktuğum anlar oldu ama bu sefer korktuğumdan değildi. Yok saymak da değildi. Aksine...
İnsan baş edemeyeceği kadar derin ve büyük acıları ağlayarak, bağırıp çağırarak yaşayamıyor ya da ben öyle yaşamıyorum. Hiçbir şey olmamış gibi yoluma devam ediyorum, hiç yara almamışım gibi... Hâl böyle olunca sükunet süpürüyor tortuları derinlere ve sekinetin örttüğü her duygu ufak bir kıvılcımı bekliyor alevini bedenlendirmek için. Şimdi olduğu gibi, sade bir dekorasyona tepki vererek anlatmayı pek de sevmediğim bir yaşam pasajını döküyorum satırlara.
Arkadaşlarım eksilmişti evet. Ama biliyorum ki zamanla eksilenler bugünkü benliğimizi inşa ediyor. Eksilerek bedenlenmiyor muyuz nihayetinde! Bir fasulye tanesi gibi annemizin karnında duruyorken eksilen hücrelerle oluşuyor parmaklarımız, göz çukurlarımız ve diğer organlarımız. Eksilmek özgürleştiriyor kabuklarımızdan ve metamorfozu bahşediyor ruhumuzun kanatlarına.
Öte yandan duygusal tepkinin kaynağını bilmek bir nevi geçmişin zincirlerinden koparıyor insanı.
Velhasıl. Ufaktan dertleşelim istedim. Arkadaşlar bilirler; zihnimin yoğun olduğu ya da beynimin hızına yetişemediğim zamanlarda konudan konuya atlamak ya da anında konu değiştirmek gibi bir özelliğim vardır.
Öyleyse değiştireyim mevzuyu ve "işte bunlar hep nöromimari" diye gülümseyerek bitireyim.
Bir de "koymayın kahve fincanı, mum vs. kitabın üzerinden yahuuu! Mazallah yanar kitap.