Elif SÖZER
Tat ve koku duyusunun birbiriyle bağlantılı olduğunu biliriz. Peki tat ile görme ve işitme duyuları arasında bir bağlantı var mıdır?
Almanya'daki Johannes Gutenberg Üniversitesi Mainz'de Psikoloji Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırmada; 500 katılımcıdan beyaz, yeşil, mavi ve kırmızı aydınlatmalı ortamlarında aynı şarabı içmeleri istendi. Katılımcılar tattıkları şarabın aynı olduğunu bilmiyorlardı. Tatmadan sonra araştırmacılar katılımcılara, odaların her birinde şarabın tadının nasıl olduğunu sordular. Hepsi aynı şarabı içmesine rağmen yorumlar çok farklıydı!
Şarap, mavi ve kırmızı aydınlatmalı odalarda katılımcılar arasında en büyük onayı aldı. Ayrıca kırmızı renkli aydınlatma ortamında içenler tarafından şarabın tadı daha tatlı kabul edildi.
Renkli ışık altında aynı şarabın farklı lezzetlerde algılanması rengin çağrıştırdığı duygularla bağlantılıdır. Kahve için de bu böyledir. Kahvenin kendisi zindelik, odaklanma, sohbet gibi mesajları çağrıştırır.
Hal böyle olunca “Hadi bi kahve içelim!” randevularında mekândaki renk, doku, formlardan oluşan tüm unsurların prozodal (vurgu) etkisi içtiğiniz kahveyle birlikte muhabbeti de demler. Dolayısıyla adrenalin, kortizol gibi stres hormonları yerini oksitosin, serotonin, dopamin gibi mutlulukla ilgili hormonlara bırakır. İşte benim mutluluk dozumu aldığım mekânlardan biri: İstanbul Cadde Bostan'daki Olmadık Kahveler.
Kahve çağrışımını doğru yakalamış bir mekân bence. Ortama hâkim olan renk harmonisine eşlik eden jaz müziği ve zengin mekânsal fenomenler zindelik, tazelik, ferahlık, odaklanma vurgusunu güçlendiriyor. Çok da bir şey söylemeye gerek yok esasında, tüm harmonisi, ambiyansı ve detaylarıyla mekân mesajını son derece net bir dile veriyor zaten: Sadelik, sakinlik, samimiyet ve de enerjik.