Elif SÖZER
Nöromimari araştırmalarıma başlamadan önce bir beyin hastalıkları hastanesinde bir psikiyatri doktoru hocamızı ziyarete gitmiştim. Bilindik ofis mobilyaları ile döşenmiş, gün ışığı dahi almayan, dolabın üzerinde duran çiçeğin dışında hiçbir canlılığın olmadığı odada en dikkatimi çeken unsur personel masasının üzerindeki kaplama idi. Masa tablasının ortasında sivri kenarı misafir koltuğuna (bana) doğru yönelmiş olan üçgen formlu farklı bir kaplama vardı.
Sohbet sırasında hocamıza; “Hocam, bir mekândaki tüm renkler, formlar, dokular vs. bize bir şeyleri çağrıştırırlar. Masanızın üzerindeki (geniş açılı çeşitkenar) üçgen (kaplama) size neleri çağrıştırabilir?” diye sordum.
Hoca, “Bıçak, kılıç, diken gibi şeyler.” dedi.
“Farz edin ki ben bir şizofrenim. (Bu rahatsızlıkta hastalar, gerçek ile hayali ayırt edemeyebilir, paranoyak düşünceler geliştirebilirler.) Sivri kenarı misafir koltuğuna yönelmiş olan üçgenin şizofreniden mustarip birine de benzer çağrışımlar yapması olasıdır. Belki de, -beynim gerçek ve kurguyu ayırt edemediği için- sivri kenarlı üçgeni kendime yöneltilmiş bıçak olarak algılayacağım ve sırf kendimi savunmak için size zarar vereceğim.”
Hoca birkaç saniye düşündü ve “Evet, biz bunu neden düşünemedik. Neyse ki masanın altında imdat butonu var.” dedi.
Mevzu butona basma noktasına gelmeden hastaların anksiyetesini azaltarak onları güvende hissettirecek tasarımlar yapmak.
Bundan mütevellit mimar ya da içmimar tasarım yaparken o yapının veya mekânın kullanım amacını ve kullanıcı profillerini detaylıca analiz etmelidir. Nöromimaride sıklıkla vurguladığım “HEMHÂL OLMAK” olgusu -empatiden çok daha derin; kullanıcının ruhsal, fiziksel, bilişsel durumunu deneyimlemiş gibi HİSSETMEK- bütüncül sağlığa, esenliğe destek verecek nitelikteki mekânlar tasarlamanın ön koşuludur.
Kreş tasarlayacaksak 5-6 yaş çocuğunun, hapishane tasarlayacaksak mahkûmun, hastane tasarlayacaksak hastanın hali ile hemhâl olup; tehdit unsurları içermeyen, stres seviyesinin düşmesine yardımcı olan, aidiyet ve güvende hissettiren TERAPÖTİK MEKÂNLAR yaratarak bireyden topluma yayılan iyileşme sürecine katkı sağlayabiliriz. Önce hisset sonra tasarla.