Elif SÖZER
Yıllar evvel “Tasarım, tasarımcısını tasarlar.” mottosuyla çıkmıştım nöromimari yolculuğuna.
Bu cümle, benim için yalnızca tasarım pratiğine değil, insanın mekânla kurduğu varoluşsal ilişkiye işaret ediyordu. Bugün bu ilişkiyi daha berrak bir yerden tanımlıyorum: İnsan, mekânı yalnızca kullanmaz; mekân aracılığıyla kendisini algılar, anlamlandırır ve yeniden inşa eder.
Bu nedenle benim için mimarlığın temel araştırma nesnesi yapı olmadı; yapı aracılığıyla sürekli yeniden inşa edilen insan deneyimi oldu.
Algı Oyunları’nda insanın mekânı nasıl algıladığını; rengin, ışığın, formun, dokunun ve atmosferin nasıl bir yaşantıya dönüştüğünü düşündüm.
Beyin Sohbetleri’nde soru derinleşti: İnsan yalnızca nasıl algılar değil, neden böyle algılar?
Metamorfoz’da ise bu arayış mimarlığın sorumluluğuna dönüştü. Çünkü mekân insanı etkiliyor, dönüştürüyor, kimi zaman iyileştiriyor ya da yaralıyorsa; mimarlık yalnızca biçim üretme sanatı olarak düşünülemez. Bu düşünceyi kanıta dayalı bir metodolojiyle derinleştirmek için çağın araştırma dilini, ölçme, görselleştirme, modelleme ve simülasyon olanaklarını nöromimariyle bağlantılandırdım.
Fakat bugün daha net anlıyorum ki bu araçlar rotanın kendisi değil; insan deneyimini daha derin sularda okuyabilmek için kullanılan seyir araçlarıydı.
Bu yüzden Algı Oyunları, Beyin Sohbetleri ve Metamorfoz üç ayrı liman değil; tek bir düşünsel hattın, giderek derinleşen bir kuramsal arayışın seyir defteri.
Bugün başladığım cümlenin daha derin bir katmanına ulaşmış durumdayım: Tasarım kararları yalnızca bir mekân üretmez; insanın dünyayı algılama, bedeniyle var olma, kendisini güvende hissetme, doğayla bağ kurma ve kendi varlığını yeniden anlamlandırma biçimlerine de dokunur.
Bu noktada biyofiliyi yalnızca doğayı mekâna taşımak olarak değerlendirmedim; insanın doğayla kurduğu ontolojik bağın mimari aracılığıyla yeniden hatırlanması, mekânsal deneyimde somut bir karşılık bulması ve mimarlık düşüncesi içinde bilgiye dönüşmesi olarak ele aldım. Bu bağlamda biyofili, ontolojik ve ontik bütünlüğün mimarlık alanındaki epistemolojik karşılığı olarak da okunabilir.
Serüvene bir başka gemi daha eşlik etti:
Sparrowhawk: Umuda Doğru…
Ben, Lotti ve Sparrowhawk gemisinin yolculuğuna eşlik ederken yalnızca bir hikâyeyi çevirmedim. Fırtınaya rağmen dümeni bırakmamayı, kaybolmadan ilerlemeyi ve umudun bazen bir liman değil; yolun kendisini mümkün kılan içsel bir seyir gücü olduğunu yeniden deneyimledim.
Bugün meseleyi daha açık bir yerden tarif ediyorum:
Ben yalnızca nöromimari çalışmıyorum.
Ben, insanın mekân aracılığıyla kendisini nasıl yeniden inşa ettiğini araştırıyorum.
Mimarlığı da bu yüzden yalnızca yapı üretme disiplini olarak değil; insanın kendilik deneyimini dönüştüren, onu dünyaya yeniden yerleştiren ve kimi zaman kendi içindeki umuda doğru taşıyan sessiz ama güçlü bir düşünme biçimi olarak görüyorum.
Velhasıl…
Hava berrak.
Sular dingin.
Ve ben dümende.
Rota yeniden oluşturuldu.
Bu kez pusula içimde, ufuk önümde.