Melek GİRAY
Saygı; Sözlük anlamına bakıyorum. Büyüklere, yaşlılara, değeri yüksek olanlara, kutsal bilinen kimselere, şeylere karşı duyulan, sevgi ve çekinmeyle karışık bağlılık duygusu.
Başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusu, inceliği. Aslında bu terim büyük bir yelpaze.
Bizim kuşağın gelmiş geçmiş tüm kuşaklardan bir farkı var. Bizler atalarımızı dinleyen son nesiliz.
Çocuklarını da dinleyen ilk nesiliz. Büyüklerin olduğu yerde küçüğün konuşmasının terbiyesizlik sayıldığı bir çağdan geliyoruz. Şimdiki nesile yani gençlerimize bakıyorum. Aralarında tek tük pırlanta gibi çocuklar var. Onun haricinde bu kuşağın saygı açısından karnesi zayıf. Kız erkek küfürlü bir lisanları var. İletişime saygıları yok. Oturmasını kalkmasını bilmiyorlar. Otobüsteki yaşlıya, okuldaki öğretmene, evdeki anne babaya, sokaktaki hayvana kısacası hiçbir şeye saygıları yok. Uyuşturucu kullanıyorlar vücutlarına saygıları yok.
Bizim dönemlerimiz baskıcı bir dönemdi. Sanırım çocuklarımıza bunu yaşatmamak adına serbest bıraktık. Lakin çok serbest bıraktık. Çocuklarımızın kendi hakkını talep etme, hak arama becerisini kazandırdık. Ancak başkalarının hakkını da kabullenip zarar vermemek gerektiğini öğretemedik.
Kanımca saygı için gereken ölçü; ölçülü davranma becerisinin ta kendisi. İşte çocuklarımıza hatta kendimize de bunu öğretmeliyiz.
Bizim diplomalarımızda Milli Eğitim ve Öğretim Bakanlığı yazar. Belli zaman sonra devlet politikaları değişti. Ailelere dediler ki; “ biz bilgi kısmına ağırlık verelim. Siz terbiye kısmına ağırlık verin. Zor işi bize verdiler.
Konu uzun, bu bahsi Yunus’un şu şiiri ile bitireyim.
Gezdim Halep ile Şam'ı
Eyledim ilmi talep
Meğer ilim bir hiç imiş
İlla edep illa edep