beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Özkan Öztürk
  02-10-2026 08:36:00

İnsanlığımızı kaybediyoruz

Manisa Turgutlu'da 15 yaşındaki bir erkek öğrencinin tüfekle yaptığı saldırı bir kez daha insanlığımızı kaybettiğimizi gösterdi bizlere...

Bir söz var herkes duymuştur herhalde. "Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız insanların nasıl öldüklerine bakın"...
Bir toplumun çöküşü her zaman büyük bir gürültüyle başlamaz.
Bazen sessizce olur.
Önce komşunun derdini görmezden gelirsin.
 Sonra sokakta ağlayan çocuğa dönüp bakmazsın.
 Yaşlı bir insan otobüste ayakta kalırken telefonuna gömülür ve yer vermezsin.
Yazın sıcağında sokak hayvanları için bir kaba su bırakmazsın.
Gelecek için bir fidan dikmezsin...
 Birinin hakkı yenirken “Bana dokunmuyor” dersin.
 Bir insan haksızlığa uğradığında susarsın.
Sonra bir gün dönüp bakarsın…
Kimse kimseyi tanımıyor.
Herkes birbirinden şüphe ediyor.
Herkes kendi küçük dünyasına kapanmış.
Ve en kötüsü…
Kimse artık bundan rahatsız olmuyor.
İşte sosyal çürüme tam da burada başlıyor.


Bizim en büyük kaybımız para değil.
Ev değil.
Araba değil.
İtibar bile değil.
Mal, mülk değil...
Merhameti  ve insanlığımızı kaybediyoruz...


Eskiden bir insanın kapısı çalındığında “Bir ihtiyacın var mı?” diye sorulurdu.
Şimdi telefon çalıyor, kimse açmıyor.
Eskiden cenazede tanımasan bile başın sağ olsun denirdi.
Şimdi ölüm haberini sosyal medyada görüp iki saniye sonra başka bir videoya geçiyoruz.
Eskiden birinin yüzündeki hüznü fark ederdik.
Şimdi yüzlere değil, ekranlara bakıyoruz.
Bir insanın acısı artık çoğu zaman bizim için yalnızca birkaç saniyelik bir içerik.
Beğeniyoruz.
Yorum yapıyoruz.
Sonra geçiyoruz.
Acıyı bile tüketiyoruz.

Sosyal çürüme, yalnızca insanların kötüleşmesi değildir.
Asıl tehlike, kötülüğün sıradanlaşmasıdır. Yaşanan bu üzücü olayları kanıksamaktır...
Yalan söyleyen utanmıyorsa…
Haksızlık yapan kendisini haklı görüyorsa…
Emeği sömüren bunu başarı sayıyorsa…
Dürüst insan saf kabul ediliyorsa…
İyilik yapanın “enayi” olduğu düşünülüyorsa…
Orada yalnızca insanlar değil, değerler de çürümeye başlamıştır...
.

Bugün birbirimize tahammülümüz azaldı.
Bir yanlış anlaşılmada hemen düşman oluyoruz.
Bir fikir ayrılığında birbirimizi insan olmaktan çıkarıyoruz.
Karşımızdakinin ne yaşadığını sormadan hüküm veriyoruz.
Çünkü artık dinlemek istemiyoruz.
Anlamak istemiyoruz.
Haklı olmak istiyoruz.
Hem de ne pahasına olursa olsun.
Oysa insanı insan yapan, her zaman haklı olması değildir.
Bazen karşısındakinin acısını anlayabilmesidir.
Bazen “Ben de yanılmış olabilirim” diyebilmesidir.
Bazen özür dilemesidir.
Bazen de hiçbir karşılık beklemeden iyilik yapmasıdır.


Bir toplumun gerçek zenginliği gökdelenleri değildir.
Bankalarındaki para değildir.
Lüks arabaları değildir.
Gerçek zenginlik, insanların birbirine güvenebilmesidir.
Sokağa çıktığında başına bir şey geldiğinde birinin elinden tutacağına inanabilmektir.
Çocuğunu büyütürken yalnız olmadığını bilmektir.
Yaşlandığında unutulmayacağını hissetmektir.
Hastalandığında bir kapının çalınacağını bilmektir.
İnsan insana hâlâ insan gibi davranabiliyorsa o toplum ayaktadır.
Ama herkes yalnızca kendisini düşünmeye başlamışsa…
Orada zenginlik görüntüden ibarettir.


O yüzden bugün kendimize büyük sorular sormadan önce küçük bir soru soralım:
“Ben, yanımdaki insanın hayatını biraz olsun kolaylaştırıyor muyum?”
Çünkü toplum dediğimiz şey uzakta bir yerlerde yaşayan başkaları değildir.
Biziz.
Komşumuz biziz.
Sokağımız biziz.
Ailemiz biziz.
İş arkadaşımız biziz.
Tanımadığımız yaşlı kadın, otobüste ayakta kalan adam, kaldırımda mendil satan çocuk, sessizce ağlayan genç…
Hepsi bizim toplumumuz.
Ve unutmayalım:
Bir gün başkasının acısına kayıtsız kaldığımızda, aslında kendi insanlığımızdan bir parça eksilir.
Belki de sosyal çürümenin en acı tarafı budur:
İnsanlığımızı bir anda kaybetmeyiz.
Her gün biraz daha susarak…
Biraz daha görmezden gelerek…
Biraz daha bencilleşerek…
Biraz daha alışarak kaybederiz.
Sonra bir sabah aynaya bakarız.
Yüzümüz oradadır.
Ama içimizdeki insan…
Çoktan gitmiştir...

  YAZARIN DİĞER YAZILARI
ŞANS OYUNLARI
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI