Özkan Öztürk
Değerli okurlar, sizi biraz eskiye yaklaşık olarak 30 sene kadar öncesine götürmek istiyorum. Biliyorsunuz eskiden akıllı cep telefonları yoktu.
Şimdiki gibi cep telefonları sayesinde mesajlaşma ve fotoğraf ile video yollayabilen programlar yoktu.
Teknolojinin henüz bu kadar gelişmediği geçmiş yıllarda insanlar uzaktaki sevdikleriyle ya sabit telefonlarla ya da mektupla haberleşiyorlardı.
Özellikle mektubun yeri çok başkaydı.
Bembeyaz kağıda elle yazılan o mürekkep kokan mektup çok özeldi.
Mektubu alacak olan kişi postacı yolu gözler, mektup eline ulaştığında da heyecanla yazılan satırları büyük bir hevesle okurdu. Bir heyecan ve sabırla bekleyiş özlem vardı.
Günümüze dönersek şayet şimdi anlık yazışma ve görüntülü konuşma programları mevcut.
Ancak mektuptaki o heyecanlı bekleyişi maalesef sanal dünyada yaşayamıyoruz.
Eskilerden örnek verecek olursak bir sevgiliden beklenen mektup heyecanını düşünün. Her gün postacı yolunu heyecanla gözleyen gözler.
Mektup geldiğinde sabırsızlıkla açılan zarf ve o satırları bir nefeste okuma heyecanı. Veya bir askerlikte vatani görevini yapan bir askeri düşünün.
Ailesinden veya sevgilisi ya da eşinden yollanan mektubun yolunu gözlemesini hayal edin.
O nasıl bir özlem dolu bekleyiş.
Mektup kelimesi geçen kaç tane şarkı yazılmış birbirinden duygusal.
Bazen mektup yazan kişi kağıda parfüm sıkardı veya zarfın içine bir tane de fotoğraf koyardı.
Ne kadar güzel ve mutlu günlerdi o zamanlar.
Tabi mektup olayının hazzını yakın tarihe gidersek 1970 ile 1980’li tarihlerde doğanlar iyi hatırlar.
Özellikle gurbette yaşayanlar memleketinden aldıkları mektupla çok duygulanır, gözleri dolardı.
Peki eski jenerasyona sorsam şimdi en son ne zaman ve kime mektup yazdınız?
Veya en son kimden mektup aldınız?
Hatırlayan var mı acaba?
Benden size tavsiye önümüzde yılbaşı var. Hemen alın elinize bir kalem ve kağıt.
Çok sevdiğiniz ve değer verdiğiniz birine yılbaşı için biraz uzun mektup yazın ve postalayın.
İnanın siz de mektubunuzu alacak olan sevdiğiniz kişi de çok mutlu olacak.
Teknoloji uzakları yakınlaştırıyor ama bizi de birbirimizden uzaklaştırıyor.
Artık bir evde veya ailece ya da arkadaşlarla gidilen bir mekanda kimse birbiriyle sohbet etmiyor. Herkes elindeki telefonla ilgileniyor. İnsanlar
Devekuşu misali kafasını telefona gömmüş bir vaziyetteler. İnsanlar birbirleriyle iletişim kurmuyor, konuşurlarken de kesinlikle yüzlerine bakıp göz teması kurmuyorlar. Tabi bunu Z kuşağı diye tabir ettiğimiz gençler daha fazla yapıyor.
Yazıma burada son verirken Zerrin Özer’den Son Mektup şarkısını dinlemenizi tavsiye ediyorum.
Sağlıklı ve huzur dolu günler hepinize.