Özkan Öztürk
  11-10-2026 15:50:00

Ölüyoruz...

Her gün bu ülkede insanlar ölüyor. Kimi trafik kazasında, kimi bir hastane odasında, kimi alınmayan bir önlem, yapılmayan bir denetim ya da görmezden gelinen bir tehlike yüzünden…

Hepimiz bu dünyaya ölmeye geldik… Fakat ülkemizde ölmek çok kolay, yaşamak ve hayatta kalmak ise çok zor hâle geldi.

Türkiye’de her gün ortalama 1.350 kişi hayatını kaybediyor. Yani saatte ortalama 56 insan ölüyor. Ölümlerin çoğu ise kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanıyor…

TÜİK’in geçen yıl yayımladığı istatistiklere göre, her gün ortalama 16-17 kişi trafik kazalarında hayatını kaybediyor. Geçtiğimiz yıl trafik kazalarında 6 bin 35 kişi öldü, 403 bin 937 kişi de yaralandı…

Her ölümün ardından aynı manzara: Birkaç açıklama, birkaç kınama, birkaç gün süren tartışma… Sonra unutuyoruz. Ta ki bir başka evin kapısına ölüm dayanıp bir başka ailenin dünyası başına yıkılana kadar!

Yeter artık! İnsan hayatı bu kadar ucuz olmamalı!

Bir trafik kazasında hayatını kaybeden insan, yalnızca bir istatistikten ve rakamdan ibaret değildir…

O, evine dönmesi beklenen bir babadır. Annesinin yolunu gözlediği bir evlattır. Geleceğe dair hayalleri olan bir gençtir, yarın evlenecek bir insandır… Bir sofranın eksilen sandalyesi, bir ailenin dinmeyen acısıdır…

Peki, bu ölümlerin kaçını önleyebilirdik?

Zamanında yapılsaydı o denetim, alınsaydı o önlem, giderilseydi o tehlike, yerine getirilseydi o sorumluluk… Belki bugün bazı evlerde gözyaşı dökülmeyecekti…

İşte asıl mesele burada!

İhmalin adı kader değildir. Sorumluluğun yerine getirilmemesi, susarak geçiştirilebilecek bir ayrıntı değildir. Önlenebilir bir tehlike bilindiği hâlde görmezden geliniyorsa bunun hesabı sorulmalıdır… Sorumlular adalet önünde hesap vermelidir…

Buradan yetkililere, denetim görevini yürüten kurumlara, işverenlere, sürücülere ve sorumluluk taşıyan herkese açıkça sesleniyorum: Ölüm geldikten sonra mikrofon karşısına geçip açıklama yapmayın. Ölüm gelmeden önce görevinizi yapın, önlem alın…

Denetimleri kâğıt üzerinde bırakmayın. Tehlikeleri yalnızca şikâyet konusu olarak görmeyin; çözülmesi gereken bir sorumluluk olarak değerlendirin. Kuralları ihlal edenlere, görevini savsaklayanlara ve ihmaliyle insan hayatını riske atanlara karşı gereken işlemleri gecikmeden uygulayın…

Bir kaza yaşandığında yalnızca sonucu değil, nedenini de araştırın. İhmal varsa ortaya çıkarın. Sorumluluk kimdeyse somut kanıtlarla belirleyin. Hukuk önünde hesap sorulmasını sağlayın. Aynı acının başka bir aileye yaşatılmaması için gereken tedbirleri alın.

Çünkü adalet yalnızca suçtan sonra ceza vermek değildir…

Adalet, mümkünken bir insanın hayatını korumak için gerekeni yapmaktır.

Biz artık taziye mesajlarıyla yetinmek istemiyoruz. Her facianın ardından verilen sözleri değil, alınan önlemleri görmek istiyoruz…

Sorumluların birbirini suçlamasını değil, sorumlulukların yerine getirilmesini istiyoruz.

Bir ölümün ardından üzülmek insani bir görevdir; yeni ölümleri önlemek ise herkesin sorumluluğudur.

Unutmayın: Hiçbir makam bir insanın hayatından, hiçbir ihmal bir ailenin gözyaşından daha değerli değildir.

Ölüyoruz…

Ama bu ölümlere alışmak zorunda değiliz. Susmak zorunda değiliz. İhmali normalleştirmek zorunda hiç değiliz.

Bugün sesimizi yükseltmezsek yarın başka bir ailenin feryadını duyacağız. Bugün hesap sormazsak yarın aynı cümleleri yeniden kuracağız. Bugün önlem almazsak yarın bir başka canı kaybetmenin acısıyla baş başa kalacağız.

İnsan hayatını korumak için gerekeni şimdi yapın. Çünkü kaybedilen can geri gelmiyor. Gözyaşıyla hiçbir hayat yeniden başlamıyor. Özürle hiçbir evlat annesine geri dönmüyor. Bir insan ölürken hayalleri de ölüyor maalesef…

Ve bir gün herkes kendine şu soruyu sormak zorunda kalacak:

“Önleyebileceğim bir ölüm için zamanında ne yaptım?”

Bu soruya verecek cevabımız yoksa daha kaç can kaybetmemiz gerekiyor?

Artık yeter!

İnsan yaşasın diye görev yapın. Başka anneler ağlamasın, başka çocuklar yetim kalmasın, başka evlerin ışığı sönmesin diye…

ŞİMDİ!

  YAZARIN DİĞER YAZILARI
ŞANS OYUNLARI
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI