Özkan Öztürk
Her gün gerek sosyal medyada, gerekse televizyonda haberlerde bir şiddet haberi izliyoruz...
Cumartesi akşamı Ankara'da Gençlerbirliği ile Fenerbahçe arasında oynanan futbol maçında yine şiddet ve fanatizm dolu bir olay yaşandı...
4 yaşındaki bir erkek çocuk Fenerbahçe forması giyerek babasıyla maç izlemek için gittiği statta Ankara temsilcisinin tribününde oturuyordu. Ama şiddet ve fanatizm içine işleyen kendini bilmez bir adam çocuğun üstündeki formadan rahatsızlık duyup formayı çıkarttırmak istiyor ve tribünde olay çıkarıyor...
Yaşanan bu gerginlik sonrasında çaresiz baba ve oğlu korkudan ne yapacağını şaşırırken, bir çevik kuvvet komiseri çocuğun üzerinden formayı önce çıkararak arka cebine koyuyor ve sonra kucağına alıp güvenli bir şekilde stat dışına çıkarıyor...
Bu kendini bilmez kişi hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatmış ve gözaltına alınmış... Umarım bu kişiye o baba ve oğluna yaşattığı korku sonrasında en ağır ceza verilir ve bir daha statlara alınmaz ve maç izleyemez...
Fanatizm, insanın aklını susturup öfkesini konuşturduğu yerde başlar...
Bir fikri savunmak başka şeydir, o fikrin esiri olmak başka… Takımını, siyasi görüşünü, inancını, yaşam biçimini ya da herhangi bir düşünceyi sevebilirsin. Ama sevdiğin şey uğruna başkasına düşmanlık beslemeye başladığın anda artık düşünmüyor, sadece saldırıyorsundur...
Bugün toplumun en büyük hastalıklarından biri tam da budur: Öfkesini haklılık zanneden insanlar...
Herkes kendisini haklı görüyor...
Herkes kendi mahallesinin doğrularını mutlak gerçek sanıyor...
Karşı taraf konuştuğunda dinlemek yerine bağırıyor, farklı düşündüğünde anlamaya çalışmak yerine aşağılıyor. Çünkü fanatik insanın en büyük korkusu, karşısındaki insanın haklı olabileceğini kabul etmektir...
Öfke ise fanatizmin yakıtıdır...
Öfkelendikçe düşünme yeteneğimiz azalıyor... Kelimelerimiz sertleşiyor, vicdanımız köreliyor, karşımızdaki insanı insan olmaktan çıkarıp yalnızca “öteki” olarak görmeye başlıyoruz...
Bir insanın siyasi görüşü veya tuttuğu takım senden farklı olabilir. Başka bir takımı tutabilir. Başka bir yaşam biçimini benimseyebilir. Başka türlü düşünebilir. Bütün bunlar ona hakaret etme, küçümseme veya düşmanlık besleme hakkı vermez...
Çünkü farklılık düşmanlık değildir.
Asıl tehlike, insanların artık birbirini ikna etmeye değil, birbirini susturmaya çalışmasıdır...
Sosyal medyada birkaç saniyede yazılan öfkeli bir cümle, yıllarca sürecek bir kırgınlığın başlangıcı olabiliyor...
İnsanlar birbirlerinin yüzüne söylemeye cesaret edemeyecekleri sözleri ekranın arkasına saklanarak haykırıyor. Klavyenin arkasında herkes kahraman, herkes yargıç, herkes infaz memuru…
Ve toplum, giderek daha fazla bağırıyor; ama giderek daha az dinliyor..
Unutmayalım:
Fanatizm aklın bittiği, öfkenin direksiyona geçtiği yerdir.
Öfkeyle kazanılan tartışmalar olabilir. Ama öfkeyle kazanılmış bir toplum yoktur...
Bugün birbirimize düşman gibi bakarsak, yarın aynı sokakta birbirimizin yüzüne bakamayız...
Fanatik olmak kolaydır. Bağırmak kolaydır. Öfkelenmek kolaydır.
Zor olan, bütün öfkenin içinde aklını koruyabilmektir.
Ve belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey tam olarak budur:
Daha az öfke, daha çok akıl. Daha az fanatizm, daha çok insanlık...