beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Özkan Öztürk
  07-09-2026 00:49:00

Kodokushi


Geçtiğimiz cumartesi günü ünlü oyuncu Mustafa Serhat Kılıç, evinde ölü olarak bulundu. Kılıç'ın evinde iki gün ölü olarak kalması Japon kavramı Kodokushi'yi "Yalnız Ölüm"ü akıllara getirdi...

Hayatta bazı ölümler vardır, ardından kalabalıklar toplanır.
Telefonlar susmaz, kapılar açılıp kapanır, insanlar birbirine sarılır. Bir tabutun başında dualar edilir, gözyaşları dökülür. İnsan, ölümün bile yalnız yaşanmadığına inanır.
Bir de kimsenin haberi olmadan yaşanan ölümler vardır...
Japonya’da buna “Kodokushi”, yani yalnız ölüm deniliyor.
Bir insan evinde hayatını kaybediyor. Günler geçiyor, bazen haftalar...  Telefonunu arayan, kapısını çalan olmuyor. “Nasılsın?” diye soran çıkmıyor. Ta ki komşular bir kokudan, bir sessizlikten ya da biriken postadan şüphelenene kadar...
Ne acı değil mi?

İnsanın ölümünden önce yalnız kalması, öldükten sonra bulunamamasından belki de daha büyük bir trajedi...
Kapitalizmin insanlara pazarladığı "Sen herşeyin en iyisine layıksın", "Hiç kimse senden değerli değil" zırvalıklarına bizleri inandırdılar...

Sosyal medya aracılığı ile sürekli zengin ve lüks hayat pompalandı...
Gençler, çalışıp emek vererek kazanmak yerine kolay para derdine düştü... Hep beğenilmek, etkileşim almak, görünür olmak istiyor insanlar...

İnsan aslında bir gün ölmekten değil, yaşarken fark edilmemekten korkuyor.
Modern hayat bize her şeyi hızlandırdı.
Mesajlarımız anında gidiyor. İnsanların nerede olduğunu birkaç saniyede görebiliyoruz. Sosyal medyada yüzlerce, binlerce “arkadaşımız” var.
Ama bazen bütün bu kalabalığın ortasında insanın telefon rehberinde aranacak tek bir kişi bile olmayabiliyor...

Ekranlarımız dolu, gönüllerimiz boş.
Birbirimizin fotoğraflarını beğeniyoruz ama birbirimizin gözlerinin içine bakmayı unutuyoruz.
“İyi misin?” diye yazıyoruz.
Ama cevabını gerçekten merak etmiyoruz.
İşte Kodokushi, yalnızca Japonya’nın meselesi değil.
Apartmanlarımızda, sokaklarımızda, hatta bazen kendi ailelerimizin içinde sessizce büyüyen bir gerçek.
Yan, karşı veya üst kattaki  dairede yaşlı ya da hasta bakıma muhtaç bir insan olabilir.
Her sabah aynı pencereden dışarı bakan bir kadın...
Yıllardır yalnız yaşayan bir adam...
Çocukları başka şehirlerde, başka ülkelerde olan bir anne...
Belki de kapısının önünden her gün geçiyoruz.
Ama adını bilmiyoruz.
Belki günlerdir ışığı yanmıyor.
Belki artık markete pazara dahi çıkamıyor.
Belki sadece bir insan sesine ve dertleşmeye ihtiyacım var...
Ve biz hiçbir şey bilmiyoruz.


Eskiden peki öylemiydi... Aynı binada oturan insanlar komşulardan birini birkaç gün görmeyince merak edip zilini çalardı. Merak ederdi... 
Şimdi ise apartmanlarda oturan insanlar birbirlerini tanımıyor ve karşılaştıklarında selam dahi vermiyorlar...

Oysa bazen insanın hayatını değiştirmek için büyük şeyler yapmak gerekmez.
Bir kapıyı çalmak yeter.
Bir tabak yemek götürmek...
“Bir ihtiyacın var mı?” demek...
Birlikte çay içmek...
Bazen de hiçbir şey söylemeden yanında oturmak.
Çünkü insanın en büyük ihtiyacı, her zaman çözüm değildir.
Bazen sadece birinin orada olduğunu bilmektir.
Bugün çevremizde çok fazla insan var ama birbirimize giderek daha az dokunuyoruz.
Kalabalıklarımız arttıkça yalnızlığımız büyüyor.
Belki de artık birbirimize “Nereye gidiyorsun?” diye sormaktan önce, “Nasılsın?” demeyi öğrenmeliyiz.
Ve o soruyu alışkanlıktan değil, gerçekten merak ederek sormalıyız.
Çünkü hayatın en ağır sessizliği, bir evin içinde duyulmayan son nefes değildir.
Asıl ağır olan, o nefesin günlerce, haftalarca kimse tarafından fark edilmemesidir.
Bir gün hepimiz yaşlanacağız.
Bir gün saçlarımız beyazlayacak.
Bir gün telefonlarımız daha az çalacak.
Bir gün dostlarımız azalacak.
Ve belki bir gün, bugün yanımızda olan insanların birçoğu hayatımızda artık olmayacak.
İşte o gün geldiğinde geriye servetimizin, makamımızın, meşhur olmamızın, takipçi sayımızın ne önemi kalacak?
Geriye sadece şu soru kalacak:
“Ben yaşarken birilerinin hayatına dokunabildim mi?”
Kodokushi bize ölümü değil, yaşamayı hatırlatıyor.
Kapıları çalalım.
Hal hatır soralım.
Telefon edelim.
Yaşlılarımızı arayalım.
Komşumuzu fark edelim.
Arkadaşımızın sessizliğini önemseyelim.
Çünkü bazen bir insanı hayata bağlayan şey, büyük sözler değil, kapısının çalınmasıdır.
Ve unutmayalım:
Bir insanın yalnız ölmesi kader olabilir.
 Ama yalnız yaşaması, çoğu zaman hepimizin ihmali olabilir...

  YAZARIN DİĞER YAZILARI
ŞANS OYUNLARI
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI