Özkan Öztürk
Sosyal medyanın popüler olmasıyla birlikte herkes kendini gösterme çabasına girmeye başladı. İnsanlar sosyal medyada statü yarışı içinde. İnsan, çoğu zaman olduğu şey için değil, olduğu sanılan şey için yaşar.
Statü tam da burada başlar.
Statü; koltukta, unvanda, arabada ya da maaş bordrosunda değildir aslında. Ama biz onu oraya koymayı severiz. Çünkü ölçülebilir, gösterilebilir ve başkalarının gözüne sokulabilir. İnsanlar seni anlamadığında değil, yerini bilmediğinde rahatsız olur çoğu zaman.
Bir garip yarışın içindeyiz. Kim daha yukarıda, kim daha “başarılı”, kim daha “saygın”. Oysa bu kelimelerin içi uzun zamandır boş. Statü, çoğu kişide bir özgüven değil; saklanan bir eksikliktir. Ne kadar bağırıyorsa, o kadar çok onay bekliyordur.
En acısı da şu: Statü, insanı özgürleştirmez; hizaya sokar. Daha çok kazanırken daha az konuşur, daha çok susarken daha az hissederiz. Çünkü “kaybedecek şeyler” artmıştır artık. Statü yükseldikçe, insanın kendisiyle arasına mesafe girer.
Ve fark edilmez ama statü en çok şunu öğretir: Gerçek seni değil, işe yarayan halini seviyorlar.
Nedense hep insanlar kendilerini göstermeye ve ispat etmeye çalışıyorlar. Oldukları gibi görünmek yerine yüzlerine sahte maske takıyorlar. Sosyal medyayı kullanırken de her özelini paylaşıyor insanlar. Yediği yemeği, gittiği tatil yerini, izlediği tiyatro oyununu... Hayatta denge esas fakat bu dengenin topuzunu kaçırıyoruz biz. Sade yaşamı tercih etmek yerine insanlar dikkat çekmeyi ve beğeni almayı tercih ediyor. Umarız bu sosyal medyadaki statü çılgınlığı bir yerde biter.