Özkan Öztürk
Artık akşamları ana haber bülteni izlemeye korkar olduk. Her gün şiddet ve cinayet haberleri var haber bültenlerinde.
Bu ülkede ölmek zor değil. Zor olan yaşamak. Bir haber düşüyor ekrana:
“X kişi hayatını kaybetti.” Altı saniye. Sonra hava durumu.
Sonra başka bir ölüm. İnsan hayatı burada rakama dönüşüyor. Sayı artınca acı azalıyor sanki. Bir kişi ölünce üzülüyoruz, yüz kişi ölünce alışıyoruz.
Asansör düşüyor, maden çöküyor, yol öldürüyor, deprem değil; ihmal öldürüyor.
Ama hep aynı cümle kuruluyor: “Takdiri ilahi.” Oysa kader değil bu. Bu, umursamazlık.
Bu, “bir şey olmaz” kültürü. Bu, önlem almadan ilerlemek, sonra omuzlarda tabut taşımak. Bizim ülkemizde ölmek çok kolay çünkü yaşayanın kıymeti yok.
İşçi ölür, “yerine başkası bulunur.”
Kadın ölür, “gece ne işi vardı?”
Çocuk ölür, “orada olmaması gerekirdi.”
Hep ölen suçludur. Hayat hiç suçlu değildir.
En korkuncu da şu; biz bu ölümlere bağırmaktan yorulduk. Yoruldukça sessizleştik. Sessizleştikçe ucuzladık.
Bir ülkede insan hayatı ucuzsa adalet pahalıdır, vicdan lükstür, umut ithaldir.
Ve ölüm kolaydır… Çünkü kimse gerçekten hesap vermez. Belki de bu yüzden
hayatta kalmak bile bir çeşit direniş oldu artık. En son araç muayene istasyonunda çıkan tartışma sonrasında bir polis memuru geçirdiği beyin kanaması sonucu öldü. Bu kadar ucuz olmamalı bir insan hayatı.
Her sene trafik kazalarında, iş kazalarında, maden ocaklarında bir sürü insan ölüyor. Her yıl kaç tane kadın cinayeti işleniyor. Bolu'daki otel yangınında 78 kişi öldü. Trafikte yaşanan olaylarda kaç tane insan öldürüldü. Biz nasıl bu hale geldik. Herkes öfkeli, herkes sinirli ve herkeste neredeyse silah var. Artık ülkemizde algı değişsin yaşamak kolay ölmek zor olmalı.