Vedat YÜCEBAŞ
  23-01-2024 18:18:03

Alzheimer olup unutmak sanki daha iyi!

İnsanlık tarihi ile birlikte başlamıştır barınma mecburiyeti.

Altı çamur olmayan, üstü yağmur görmeyen…

Yazın serin, kışın mümkün olduğunca çabuk ısınacak.

Ateş yakıldığında dumanı kolayca çıkacak…

Alanlar yapmıştır yüzyıllar boyunca insanoğlu.

Elbette korunma içgüdüsü de var işin sonunda.

Modernleştikçe insan.

Yeni buluşlar geliştikçe barınma alanları da ihtiyaçlara göre değişiklik göstermeye başlamış.

Bu konuya beni yönelten kıymetli yazarımız Elif Sözer oldu.

Elif hanım; sosyal medya hesabından “Mimari mekanlar Alzheimer’i iyileştirebilir mi?” diye paylaşım yapınca, bu alan merakımı sardı.

Sordum kıymetli yazırımıza, “bu gerçek mi, mimari mekanların Alzheimer’i iyileştirme etkisi var mı? Bu konuda bana detay verir misiniz?” diye.

Cevap, “Elbette var ve ben bunu ‘Nöromimari’ kitap serimde uzun uzadıya anlattım” oldu.

Kitabı merak ediyor ve okumak istiyorum ancak ben bu konuyu kendi zihin penceremden yorumlamak istedim. 

Tahminler çerçevesinde bir şeyler karalayacağım.

Hep siyasi gündemi ele alacak değiliz ya…

Bu konu için dirsek çürütmüş, kafa patlatmış, binlerce sayfa kitap okumuşlar şimdiden haklarını helal etsinler.

Ama benim görebildiğim, mimari; zaman ilerledikçe, sözde hayat modernleştikçe estetiğini yitirmiş.

Söz gelimi piramitler…

O kadar büyük taş parçaları aynı boyut ve ölçülerde o günkü koşullarda nasıl kesilmiş, nasıl dizilmiş?

O taşların üst üste konması da tek konu değil.

Piramitin içine konulan firavunların, kralların bulunduğu odaların belli zamanlarda ışık alması, mumyaların binlerce yıl bozulmadan kalması, içine başkalarının girmemesi için tuzakların kurulması…

Hangi mimari bilgi ile anlatılabilir.

Mimar Sinan’ın eserlerini yaparken kullandığı teknikler hala “en iyi ve eşsiz” görülüyorsa, buna ne demeliyiz.

Depreme dayanıklılığı hesaba katmıyorum bile.

Yazın serin, kışın ılık.

Ya akustiğe yorumumuz ne olacak?

Sonrasında, mesela “feng shui” diye bir şey ortaya atıldı mesela.

Binaların, bina içindeki eşyaların insanların psikolojik yapısını olumlu şekilde oluşturulması konusu ön plana çıkmaya başladı.

Oysa çok eskilerde zaten vardı bu konu.

Zaman güya kişisel konforumuza katkı sağladıkça, psikolojik konforumuzu olumsuz etkiledi sanki.

Konutlar büyüdü, aileler küçüldü.

Eşyalar arttı insanlar azaldı.

180-200 metrekare evler 3-4 kişi için küçük gelmeye başladı.

Herkes, kendi odasına çekildi, kendi bağımsızlığını ilan etti, iletişim sıfır noktasına indi.

Dede ve ninenin olmadığı evlerde, sohbet de bitti.

Ve mimarlar bana kızmasın ama mimari bilim insanlardan aldığını geri verme telaşına girmeye başladı son dönemde sanki.

İşin özü; “psikolojisini bozduğumuz insanlar bari Alzheimer olmasın” diye düşünüyorlar.

Bence çok da çabalamasınlar.

Elbette başta bizim yazarımız Elif hanım olmak üzere bazılarını ayrı tutuyorum, “sözün meclisten dışarı” diyorum ama depremlerde yıkılan binlerce binanın sorumluluğunu sadece müteahhitlere yükleyemeyiz sanırım.

Ama belki de saçma sapan konut alanlarının oluşmasında, bir alandan mümkün olduğunca fazla oda, daire çıkarma telaşında alanların yaptıklarını belki ayırdığımız, sözümüzde meclis dışında bıraktıklarımız çözmeye çalışıyorlar.

Ben de kendi adıma söyleyeyim; belki de hayatım boynunca yıkıcı pek çok deprem gördüm.

Kartondan yapılmış binlerce binayı, yaşamını yitiren yüzbinlerce insanı düşündükçe…

Sanki “alzheimer olup bunları unutmak daha mı iyi?” diye de düşünmüyor değilim…

Bence…

  YAZARIN DİĞER YAZILARI
ŞANS OYUNLARI
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI