Vedat YÜCEBAŞ
Madem birleştiniz saha dışında.
Madem söz konusu Atatürk, bayrak, İstiklal Marşı ve diğer değerler için kol kola girdiniz.
Madem aynı sahada, aynı havaalanında, aynı meydanlarda kendi formlarınızı giyip omuz omuza sloganlar attımız.
Bu burada kalmasın.
Olmasın bundan sonra statlarda küfür.
Olmasın bundan sonra maç çıkışlarında kavga.
Olmasın hakeme yumruk, rakip takım taraftarlarına bıçak çekmek.
Tuttuğunuz takımı destekleyin, rakip takıma da saygı gösterin.
Birleşmek kolay, zor olanı bu birlik ve beraberliği yürütebilmek.
Zor olan, doğruda ısrar edebilmek.
O zaman milat olsun Suudi Arabistan’da oynanamayan Süper Kupa maçı.
Ne rakip takım tribünü diye bir kavram olsun, ne de statta binlerce polis, güvenlik gücünün görev almasına gerek kalsın.
Herkes güle oynaya gelsin maça, güle oynaya da çıkıp stattan evine gidebilsin.
İnanın bunu Atatürk de çok isterdi.
Hani sözü var ya Atatürk’ün, “Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim” diye.
Bence hem sporcunun hem de taraftarların da zeki, çevik ve ahlaklısını severdi Atatürk.
“Karşı takım Yunan takımı ile oynarsa Yunan takımını tutarım” diyen taraftara sanırım Atatürk sempatiyle bakmazdı.
Varsa maçası yiyen.
Varsa bu büyük değişime “evet” diyen…
Artık Türkiye’de futbol, taraftarlık kalıplarının değişimen katkı sağlayacak kim varsa…
Taşın altına koysun elini.
Önce kendinden başlasın özeleştiri yapmaya.
Var mı bunu yapabilecek babayiğit.
Varsa buyursun gelsin.
Bunu kim yaparsa, bu güzel oluşuma kim katkı koyarsa “futbolun kahramanı” olur baştan söyleyeyim.
Öyle hariçten gazel okumak kolay.
Öyle birilerine “istifa et” diğerlerine “göreve gel” demekle bu işler yürümez.
Yani başkasından beklememek lazım.
Şimdi söyleyin bakayım;
Kim futbolun kahramanı olmak ister?
Parmak kaldırsın…
Bir değil bir kaç adım öne çıksın.